Teğet geçen kriz en az dört yıla mal olmuştur
Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı 02.11.2009 Tarihinde Tbmm Plan Ve Bütçe Komisyonunda bir konuşma yaptı. Konuşmasında “Gelinen durum itibarıyla krizin maliyeti daha da netleşmektedir. Üç buçuk ay gecikmeli olarak ancak eylül ayında açıklanabilen orta vadeli programdaki ve görüştüğümüz 2010 bütçesindeki makroekonomik hedeflere bakarsak 2008 yılı gerçekleşme rakamlarına 2012 yılında bile ulaşamayacağımızı görmekteyiz. Bunun anlamı kriz nedeniyle en az dört yılımızı kaybetmiş görünüyoruz. Sayın Başbakanın ifadesiyle teğet geçen kriz en az dört yıla mal olmuştur.” dedi. Konuşmanın Tam Metni:
Sayın Başkan, Sayın Bakan, Komisyonumuzun değerli Üyeleri kıymetli bürokratlar, saygıdeğer basın mensupları; Komisyonumuzun yeni yasama dönemi çalışmalarının başarılı geçmesini, ülkemiz ve milletimiz için hayırlı sonuçlara vesile olmasını diliyor, hepinizi saygılarımla selamlıyorum.
Bütçe görüşmeleri, hükûmetlerin icraatlarının muhasebesinin yapıldığı ve muhalefetin, siyasi iktidarın politikaları hakkında uyarı, tenkit ve tavsiyelerini dile getirdiği, devlete ve milletimize dair sorunların ele alındığı önemli bir vesiledir.
Bilindiği üzere, geçen hafta Sayın Maliye Bakanımızın sunuşunu dinledik. Sayın Bakanın geçen hafta yaptığı sunumda öncelikle dikkatimi çeken husus, son dönemdeki tüm ekonomik ve sosyal göstergelerde yaşanan olumsuz gelişmelerin müsebbibini sadece küresel kriz olarak göstermesi olmuştur, her olumsuzlukta küresel krize sığınmıştır, defalarca bunu söyleme gereği duymuştur.
AKP hükûmetleri uluslararası piyasalarda faizlerin düşmesi ve likidite bollaşması gibi dış konjonktür gelişmelerinin 2003-2006 döneminde göstergelerde yarattığı bazı olumlu etkileri kendi başarısı zannetmiş, gerçek ekonomik gelişme ve kalkınmayı sağlayacak politikalar uygulanmamıştır. 2003-2006 döneminde uluslararası piyasalarda faiz oranları düşmüş ve Türkiye’nin de dâhil olduğu gelişmekte olan ülkelere bir sermaye akışı olmuştur. Bu sermaye akışı sonucu birçok gelişmekte olan ülke Türkiye kadar, hatta Türkiye’den çok daha yüksek büyüme hızlarına ulaşmış ve büyümelerini finanse etmişlerdir. Bu çerçevede 2003-2006 dönemindeki büyümenin ülkemize has bir olgu olmadığını belirtmek gerekmektedir.
Türkiye’nin makroekonomik göstergelerindeki bozulma esasen dünyada kriz çıkmadan önce ortaya çıkmıştır. 2004 yılında biliyorsunuz büyüme oranımız 9,4, 2005’te çok az bir düşüş var, 8,4, Türkiye ekonomisindeki esas yavaşlama 2006 yılında ve daha sonra 2007’de de gerçekten kriz yılından sonraki en düşük oranlara ulaşılmış 4,7’lik büyümeyle ki, tabii ki 2008 ve 2009 rakamlarına gelinceye kadar. Bunun nedeni de Türkiye’nin yapması gereken yapısal reformları ihmal etmesidir.
Türkiye ekonomisi, aşırı değerlenmiş Türk lirası, yüksek faiz, çok yüksek dış açıklar, bunca özelleştirme ve yerli şirketlerin yabancılara satışına rağmen artan iç ve dış borçlar, artan işsizlik ve yoksulluk sorunlarıyla karşı karşıya iken küresel krize yakalanmıştır. Bu durum ortada iken ülkemizde yaşanan krizi, ekonomik göstergelerdeki bozulmayı sadece küresel krize bağlamak hiç de inandırıcı değildir. Bu, sorumluluktan kaçma, başarısızlığa bahane aramaktan başka bir şey değildir.
Sayın Bakan sunuşunda, Türkiye’deki bankacılık sektörü bu yaşanan şoka karşı büyük dayanıklılık göstermişken reel ekonominin krizden etkilendiğini söylemiştir.
Burada iki konuya dikkat çekmek istiyorum. Birincisi, bankacılık sektöründeki dayanıklılık. Bu nasıl sağlanmıştır? Merkez Bankasının bağımsızlığa kavuşturulması, bankacılık alanında yapısal düzenlemeler, BDDK’nın faaliyete geçirilmesi, kamu bankalarının finansal ve operasyonel bazda yeniden yapılandırılması gibi düzenlemeler hangi dönemde yapılmıştır? Tabii ki AKP hükûmetleri iktidara gelmeden önce. Yani dürüst olup bunu açıklamak gerekmektedir.
Dikkatimi çeken ikinci husus, küresel krizin etkileri konusunda başka ülkelerle mukayese yapılırken ülkemizde hiçbir banka batmadığı hâlde, makroekonomik göstergelerdeki bu denli bozulmanın, özellikle reel ekonominin içinde bulunduğu krizin neden bu denli derin yaşandığının da göz ardı edilmemesi gerektiğidir.
Bir diğer konu, AKP Hükûmetinin bu süreci iyi yönetememesidir. Reel ekonominin krizden bu denli etkilenmesinin bir nedeni de AKP İktidarının ve Başbakan Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın küresel ekonomik kriz karşısındaki tutumudur. Krizi görmeyen, önemsemeyen, küçümseyen yaklaşımlar nedeniyle önlem almakta çok geç kalınmıştır. Hükûmet “Kriz bize gelmez, krizden kârlı çıkarız” edebiyatı ile meşgul olurken kriz reel sektörü sarmış, işyeri kapatmalar ve işten çıkarmalar başlamıştır.
Nitekim, 2009 yılı bütçesi dünyada hiç kriz yokmuş gibi veya bizi hiç etkilemeyecekmiş gibi hazırlanmıştır. Kriz, bütçe hazırlama sürecine rast geldiği hâlde, bütçe krize yönelik yapılmamış, krizin reel sektöre etkilerini azaltmak amacıyla herhangi bir destek paketi maliyeti de yer almamıştır.
Gelinen durum itibarıyla krizin maliyeti daha da netleşmektedir. Üç buçuk ay gecikmeli olarak ancak eylül ayında açıklanabilen orta vadeli programdaki ve görüştüğümüz 2010 bütçesindeki makroekonomik hedeflere bakarsak 2008 yılı gerçekleşme rakamlarına 2012 yılında bile ulaşamayacağımızı görmekteyiz. Bunun anlamı kriz nedeniyle en az dört yılımızı kaybetmiş görünüyoruz. Sayın Başbakanın ifadesiyle teğet geçen kriz en az dört yıla mal olmuştur.
Millî gelirimizde 2009 yılında 123 milyar dolar kayıp görünüyor. Sadece bir yılda 123 milyar dolar fakirleştik. Nereden nereye! Orta Vadeli Program’a göre önümüzdeki üç yıl boyunca yüksek büyüme hızı yakalanamayacak. 3,5; 4 ve 5 büyüme oranlarımız. Millî gelir 2012 yılında 723 milyar dolar olacak, 2008 yılındaki 731 milyar dolar hedefine ulaşamıyor. Kişi başına gelirde de yine tablo, 2012’de 9.732 dolar olacak. Yani 2008 yılında 10.285 dolar olan kişi başına gelir seviyesine önümüzdeki üç yıl boyunca ulaşamayacağız.
İşsizlik oranı zaten vahim bir durum arz ediyor, 2009′da yüzde 14, 8; 2010′da yüzde 14, 6; 2011’de yüzde 14, 2 ve 2012′de yüzde 13,3 olacak.
Evet, AKP Hükûmeti diyor ki, önümüzdeki üç yıl boyunca vatandaşımızın yüzü gülmeyecek. AKP Hükûmetinin bütçe ve programının özeti işsizliğe ve yoksulluğa devam.
Değerli arkadaşlarım, dünyada bazı ülkelerin ekonomilerinde yeniden canlanma belirtilerinin başladığı bir dönemde ülkemiz ekonomisindeki toparlanma eğilimi maalesef çok yavaştır, o da belirsizliklerle doludur.
Kamuoyunda ekonomiye ilişkin iyimser bir hava yaratılmak isteniyorsa da özellikle ekonominin lokomotifi olan sanayi sektöründeki üretim durumu ve iş gücü piyasası göstergeleri henüz bir umut vermemektedir.
Ağustos 2008′de sanayi sektöründe üretim ve kapasite kullanım oranı düşmeye başlamıştır. Buna rağmen sanayi üretimi, kapasite kullanımı ve siparişler Ağustos 2009′da azalmaya devam etmektedir. Yani 2008 yılındaki azalan rakamın üzerine tekrar azalma görülmektedir.
Sanayi üretim endeksi, 2009 yılı ağustos ayında 2008 yılı ağustos ayına göre yüzde 6,3, bir önceki aya göre ise yüzde 5,7 azalmıştır. Sanayi alt sektöründe en hızlı üretim kaybına uğrayan sektör imalat sanayisidir. İmalat sanayi sektörü endeksi yüzde 7,2 azalarak 106,6′dan 98,9 düzeyine gerilemiştir.
Üretim ve kapasite kullanımındaki düşüşlerde sanayi sektöründeki ciro ve sipariş düşüşlerinin önemli etkisi bulunmaktadır. Sanayi ciro endeksi, 2009 yılı ağustos ayında 2008 yılı ağustos ayına göre yüzde 6,7, bir önceki aya göre ise yüzde 3,3 azalmıştır.
İç pazardaki talep yetersizliği iş yerlerinin tam kapasite ile çalışmamasının ana nedeni olmaya devam etmektedir. İç pazarda talep yetersizliği yüzde 53 ve dış pazarda talep yetersizliği yüzde 31,2 oranında eksik kapasite çalışmada belirleyici olmuştur.
Merkez Bankamız bir senedir faiz düşürüyor. Bir senede gösterge faiz oranı 16,75’ten 6,75′lere indi. Ancak, piyasanın canlanmasında, üretim ve yatırım rakamlarında bir etkisini göremiyoruz. Sayın Merkez Bankası Başkanımız da talebin canlanamamasından şikayetçi.
Türk ekonomisinin krizden çıkabilmesi için öncelikle iç talebin canlanması, üretim artışının başlaması gerekmektedir. İç talebi canlandıracak olan da, özel harcama programlarıyla Hükûmettir. Hâlbuki Hükûmet, iç talebi daha da çok daraltan sıkı para ve maliye politikalarını benimsemiş görünüyor.
Emeklilerin aylıklarında, asgari ücrette ve memur maaşlarında önemli ölçüde bir artış sağlanmıyor. Ocakta verilecek artış yüzde 2,5. Yine, emeklilere, asgari ücrete, diğerlerine bakarsak 2,5-3 oranında. Biliyorsunuz, temmuz ayında da yüzde 1,8 oranında artış yaptık.
Sayın Bakanım, BAĞ-KUR emeklilerine temmuzda yaptığınız zam sadece 5 lira düzeyinde. SSK emeklileri için 10 lira düzeyinde. Artışı söylemeye utanıyorlar.
Yine, TEPAV, UNICEF ve Dünya Bankasının yaptığı bir anket var biliyorsunuz. Bu kriz Türkiye’de ailelerin refahını hangi oranda etkilediğine yönelik bir anket. Bu ankete baktığımız zaman, gerçekten, özellikle dar gelirli insanlarımızın gelirlerinde çok büyük azalma olduğunu görüyoruz. Bu ankete göre, ankete katılanların dörtte 3’ü gelirlerinde bir kayıp olduğunu belirtmişler. Ki, bu en düşük gelir düzeyi olarak yüzde 20’yi oluşturanlarda yüzde 90’larda. Peki, oran ne kadar? Kayıtlı sektörde çalışanların ücret gelirlerindeki düşüş yüzde 18. Kayıt dışı çalışanlarda bu oranın çok daha yüksek olduğu belirtiliyor. Yine, kendi işlerinden gelir elde edenlerin yüzde 84’ünün de gelir düşüklüğünü beyan ettikleri söyleniyor.
Esnafın, çiftçinin gelirlerine bakıyoruz. Seçim bölgem olan Konya’dan da biliyorum, çiftçinin yoğun olduğu bir ildir. Sayın Bakanım, bu sene buğdaydan ve arpadan gerçekten geçen seneki fiyatı bile bulamadılar. Yani gelirlerindeki düşüşü siz ona göre tahmin edin.
Esnafın durumu zaten piyasaların durmuş olmasından dolayı çok büyük sıkıntıda, içler acısı bir durumda. İşsiz sayısı da artıyor.
Peki, bu iç talebi nasıl canlandırabileceğiz Sayın Bakan? Eğer özel tedbirler almazsak bu iç talepteki yetersizlik 2010’da da devam edecek demektir.
Bir de, öncelikle şunu belirtmek istiyorum verdiğiniz rakamlarla ilgili. Öyle analizler yaptınız ki, gerçekten ödeneklerde bir artış var mı, tam anlamak mümkün değil. Kimi yerde artış oranı veriyorsunuz, kimi yerde ödenek rakamı vermiyorsunuz, kimi yerde farklı yıllara göre karşılaştırma yapıyorsunuz. Sanki rakamların ne olduğu anlaşılmasın gibi bir izlenim edindim. Bunu da özellikle belirtmek istiyorum. Mesela “Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Fonu’na aktarılan kaynağı yüzde 26,7 artırdık.” diyoruz. Sosyal yönü güçlü bütçemize done olarak koyduğumuz bu. Bir de sağlık yardımlarında 4,6 milyar lira öngördük. Onda da artış var mı yok mu, yani oran vermiyoruz. Birinde oran veriyoruz, birinde rakam veriyoruz. Yani neden böyle bir yola gidildi, tabii bilemiyorum.
Bir diğer husus: Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Fonu’na aktarılan ve öngörülen artış yüzde 26,7 diyorsunuz. Burada şunu sormak istiyorum: Vergi gelirlerinde yüzde 18,2 artış öngörmeniz dolayısıyla Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Fonu gelirlerinde bir artış mı olmaktadır yoksa buna ilave başka bir öngörünüz var mı? Benim tahminim, biliyorsunuz Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Fonu’nun gelirleri kanun gereği toplam vergi hasılatının (Kurumlar ve Gelir Vergisi tahsilatının) yüzde 2,8’i olarak öngörülüyor. Yani siz “Artırdık.” diyorsunuz da, bu vergi gelirlerini yüksek tahmin etmenizden dolayı gelen bir artış gibi geldi bana.
Yine, aynı konuda mahallî idarelere aktarılacak kaynaklar. Orada da diyorsunuz ki “Yüzde 17,6 oranında artırdık, 19 milyar ödenek koyduk.” diyorsunuz. Malum, 5779 sayılı Kanun’a göre mahallî idarelerin gelirleri vergi gelirleriyle endeksli. Yani vergi gelirini çok yüksek artırırsan haliyle bu gelirlerden pay alacak olan mahallî idarelerin de gelirlerinde bir artış oluyor. Yani öyle bu olaya bu cepheden bakınca vergi gelirleri bana göre çok gerçekleştirilemeyecek bir boyutta artış öngörüldüğünden, buradaki gelirlerde de, aktarılacak kaynaklarda da tutarlı olunmadığını, yani gerçekleşemeyeceğini düşünüyorum.
Bir de şunu sormak istiyorum Sayın Bakanım: Bu Özelleştirme Fonu’ndan ve İşsizlik Sigortası Fonu’ndan bütçeye aktarılmasını öngördüğünüz kaynaklar var. Bu istihdam paketi ve daha sonra çıkan kanunda bu öngörüldü. Gerek Özelleştirme Fonu’ndan gerekse de İşsizlik Sigortası Fonu’ndan yapılan aktarımlara bütçenin hangi kaleminde yer veriyorsunuz?
Bir de bunun 2009 yılı gerçekleşme tahmini nedir, 2010 yılı için öngördüğünüz tahmin nedir? Bu gelirler dikkate alınmadığında 2009 ve 2010 yılları bütçe açığı kaç liraya ulaşmaktadır?
Sayın Başkan, AKP Hükûmetinin büyüme ve enflasyon hedefleri ile vergi gelirleri hedefleri arasında oransızlık ve çarpıklık bulunmaktadır. 2010 yılı için yüzde 3,5 büyüme, yüzde 5,3 enflasyon öngörülmesine karşın vergi gelirlerinde yüzde 18, 2; vergi türlerine göre ise dâhilde alman KDV’de yüzde 19, ithalde alınan KDV’de yüzde 23,7, ÖTV’de yüzde 31,6 artış öngörülmektedir. Daha da ayrıntılı bakarsak, tütün mamulleri ÖTV’sinde yüzde 40, motorlu taşıtlar ÖTV’sinde yüzde 60′ı aşan oranlar söz konusu. Yani sunumunuzda gelir artışlarının gerçekçi tahminlere dayandığını, artış oranının yüksek olmasında 2009 yılında yapılan vergi indirimlerinin bazdan çıkacak olması ve yine yılın ikinci yarısındaki gelir artırıcı tedbirlerin tam yıl etkisinden kurtulacağından dolayı bu artışın tekabül ettiğini söylüyorsunuz. Ancak, Sayın Bakanım, çok inandırıcı görünmüyor oranlara bakınca. bunu rakam rakam açıklamanız lazım… Yarısı bundan geliyor diyorsunuz, diğer yarısı peki ne?
Bir de burada şunu sormak istiyorum: Gerçekten bu indirimler, bu teşvikler vergi gelirlerimizi azalttı mı size göre? 2009 yılı vergi gelirlerimizde bir düşmeye neden oldu mu? Yoksa, tam tersi, piyasaya getirdiği canlılıkla bazı sektörlerde ilave gelir kazancımız mı oldu? Bunun da açıklanması gerektiğini düşünüyorum.
Tabii “Ekonomi yüzde 3,5 büyüyecek, ortalama vergi gelirleri yüzde 18,2 artacak.” diyoruz. Şimdi yüzde 6 daralan bir ekonomi… Sanki ben sunumdan şöyle bir yaklaşım içinde olunduğunu görüyorum. yüzde 6’yı telafi artı yüzde 3,5’a göre vergi tahminleri yapılmış gibi görüyorum. Hâlbuki düşen, 2009 yılında küçülen ekonominin yüzde 3,5 büyümesi söz konusu. Böyle olunca bu oranların çok gerçekçi olmadığını, vergide öngörülen oranların, vergi artışı oranlarının gerçekçi olmadığını düşünüyorum.
Ayrıca, Hükûmetin dolaylı vergilere -ki, Sayın Bakanım sizin de şikâyetçi olduğunuzu bildiğim dolaylı vergilere- bağlı kalmaya dayalı çarpık anlayışa devam ettiğini bu bütçede görüyoruz.
Şimdi kriz nedeniyle alamadığınız vergileri almayı düşünüyorsunuz. Ben o zaman soruyorum: Sanayicinin, esnafın, çiftçinin, memurun, asgari ücretlinin, emeklinin kriz nedeniyle gelirinde yaşadığı kaybı, satın alma gücündeki azalmayı nasıl telafi etmeyi düşünüyorsunuz?
Sayın Başkan, Sayın Bakan, bütçenin başarısı, mali disiplinle birlikte yapısal reformların gerçekleştirilmesine, vergi geliri performansının artırılmasına ve kayıt dışı ekonominin azaltılmasına bağlıdır. Kamu kaynaklarının etkin ve verimli bir şekilde kullanılmasını sağlamak için başta mal ve hizmet alımları olmak üzere kamu harcamalarının kontrol edilmesi, vergi reformunun gerçekleştirilmesi, kayıt dışıyla etkin mücadele edilmesi ve kamu harcamalarını azaltarak, kamu gelirlerini artıracak tedbirlerin uygulamaya konulması gerekmektedir. Bunu yaparken de dar ve sabit gelirlilerin yükünü artıracak adil olmayan tedbirlerden kaçınılması bir zarurettir.
Sayın Bakanım, bölgesel gelişme projelerine destek veriyoruz diyoruz, tabii ki önemli. Bu destek verilmesini biz de destekliyoruz. Yalnız şunu arz etmeden geçemeyeceğim: GAP, DAP, KOP diyoruz, KOP hep figüran oluyor yani KOP’a pek fazla bir ödenek aktarılmıyor. Bunu belirteceğim. Bir de GAP hariç yatırım ödeneğimiz ne tutardadır? Hem gerçekleşme tahmini hem 2010 bütçesi kaynakların büyük çoğunluğu oraya gidiyor, diğerlerini görmek istiyorum.
Bütçemizin ülkemize ve milletimize hayırlı olmasını diliyorum. Bu duygu ve düşüncelerle hepinize saygılar sunuyorum.

Bu Sayfa 78 Kere Okundu
Konya Haber Kategorisindeki Son Gönderiler
- Sitemizde Yönetim Değişikliği..
- Seydişehir Ak Parti Teşkilat İstifalarının Arka Planı
- Konya Valisi Aydın Nezih Doğan Bozkır'da
- BBP Karaman İl başkanı Abdi Emin AYDOĞDU basın açıklaması yaptı
- Vali Doğan’dan Bozkır’da Bulunan Belgelerle İlgili Açıklama
- Balyoz Darbe Planı Belgeleri Seydişehir Kaymakamında
- Laiklikte, Sabetaycılık Etkili Olmuş!
- Mete Tunçay: ‘Atatürk dönemi yargısı içler acısı’ -Yazı Dizisi
- Kubilay'ı şeriatçılar değil, Ergenekoncular öldürdü.
- Seydişehir AK Parti Su Sorununu Kim Çözdü Açıklaması..
- Alperenler’den Yazıcıoğlu’na Gönülden Bir Hatim
- Osmanlı 200 ırkı 623 yıl idare etmiştir!
- Hemşehrimizden SIFIR (ÖLÜ) GİBİ ! Satılık Reno
- Bir Şarkısın Sen-Konyadan Aslıhan Demirbaş
- Dr. Fatih Soydemir: Afrika açlık sınırında.


