Konya Haber |

Mustafa Kalaycı Bütçe Komisyonu Konuşması

Mustafa Kalaycı Bütçe Komisyonu Konuşması

MHP Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı TBMM Plan ve Bütçe Komisyonunda bir konuşma yaptı. Konuşmanın tam metni..

KONYA MİLLETVEKİLİ MUSTAFA KALAYCI’NIN 04.11.2008 TARİHLİ TBMM PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONUNDAKİ KONUŞMASI

 

    

KONYA MİLLETVEKİLİ MUSTAFA KALAYCI’NIN 04.11.2008 TARİHLİ TBMM PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONUNDAKİ KONUŞMASI 

 

        Sayın Başkan, Sayın Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin Saygıdeğer Başkan Vekili, Sayıştay Genel Sekreteri, RTÜK Başkanı, değerli bürokratlar, basınımızın değerli temsilcileri; öncelikle hepinizi saygılarımla selamlıyorum. 

 

 

 

 

 

 Değerli milletvekilleri, Sayıştay, Meclis adına kamu kaynaklarının kullanımını denetlemektedir. Meclisin denetim sonuçları hakkında bilgilendirilmesi, gönderilen Sayıştay raporları vasıtasıyla gerçekleşmektedir. Mevcut bütçenin hazırlanma, uygulanma ve sonuçlarının değerlendirilmesini içeren süreç yeterli ve etkin değildir. Her ne kadar bütçenin performans ölçütlerine göre hazırlandığı iddia edilmekte ise de uygulamada bütçenin gerçek anlamda performans bütçe olma özelliği yoktur. Uzun vadeli harcama planları gerçekçi değildir. Bütçe ve planlar bütüncül bir yaklaşımla hazırlanmamaktadır. Bütçe ödenekleri sadece belli konularda gider yapılmasına izin vermekte, ölçülebilir amaçlar için kullanılmamaktadır. Bütçe sürecinin etkin olmaması, bütçenin bir maliye politikası aracı olarak öneminin azalmasına sebep olmaktadır. Tabii ki böyle bir bütçenin sonuçlarının değerlendirilmesinde de performans kriterleri göz önünde bulundurulmamaktadır. Bütçe uygulama sonuçlarının rasyonel olarak değerlendirilmesini sağlayan mekanizmalar kurulmamış  veya işletilmemektedir. 

 

Değerli milletvekilleri, bütçe sonuçlarının değerlendirilmesinde Sayıştay raporlarının önemi büyüktür .Sayıştayın denetim sonuçlarını Meclise raporlamasıyla ilgili mevcut Sayıştay mevzuatında düzenlemeler bulunmakla birlikte, raporlama, Sayıştayın uzun süre ihmal edilmiş önemli bir fonksiyonudur. Sayıştayın son yıllarda Meclisi bilgilendirme fonksiyonunu geliştirme çabası içinde olduğunu hepimiz biliyoruz. Esasen, kamu mali sistemindeki değişiklikler de Sayıştayın bu fonksiyonunu çok daha önemli hâle getirmektedir. Kamu kaynaklarının elde edilmesi ve kullanılması sürecinin saydamlıktan uzak olduğu, gerekli sorumluluk mekanizmalarının kurulmadığı, mali yapının ağır riskler içerdiği Sayıştayın bugüne kadar yüce Meclise gönderdiği raporlarda sık sık dile getirilmiştir. Ancak Sayıştay raporlarının Mecliste görüşülmesiyle ilgili düzenleme eksiklikleri, bu raporların gerektiği gibi değerlendirilmesini engellemiştir. Bu konuda İç Tüzük değişikliği önem arz etmektedir. 

 

Değerli arkadaşlarım, mevcut mali sorunlar, ülkenin kalkınmasına olumsuz etkide bulunmakta ve refahı azaltmakta, kaynak israfına yol açmakta, gelir dağılımını bozmakta, ülkenin dışa bağımlılığını artırıcı sonuçlar doğurmaktadır.
       Sayıştayın   raporlama kapasitesinin artırılması, mali sistemimizle ilgili sorunların tanımlanması ve anlaşılmasına, mali yapıda mevcut olan bozuklukların gelecekte ortaya çıkarabileceği tehlikelerin kavranmasına, sorunların çözümüne yönelik çalışmaların Meclisimiz tarafından daha iyi anlaşılması yoluyla yasama sürecine katkıda bulanacaktır. 

 

Sayıştay raporlarının önemine değindikten sonra, esasen, yüce Meclisin bütçe uygulama sonuçlarıyla ilgili önemli bilgilenme kaynağı olması gereken genel uygunluk bildirimlerine dikkat çekmek istiyorum. 5018 sayılı Kanun, Sayıştayın uygunluk bildirimlerinin genel faaliyet raporları ve dış denetim genel değerlendirme raporları dikkate alınarak hazırlanmasını emretmektedir. Geçen yılki genel uygunluk bildirimi bu raporlar olmadan hazırlanmıştı. Bu yıl bakıyorum yine bu raporlar yok ve uygunluk bildirimi bu raporlar olmadan hazırlanmış. Sayıştayın genel uygunluk bildirimleri, bu raporlar olmadan kuru rakamlardan başka hiçbir şey ifade etmemektedir. Bakıyoruz genel uygunluk bildirimine, hiçbir değerlendirme yok. Kesin hesap yine aynı şekilde. Bir sürü rakamlar var ancak bir analiz içeren denetim sonuçlarını aktaracak şekilde hazırlanmış değil. 

 

Şimdi, 5018 sayılı Kanun’da bu raporların düzenleneceği ve genel uygunluk bildirimlerinin de bu raporlara göre hazırlanacağına ilişkin hükümler yürürlükte. Ben, Sayıştay Kanunu’na da baktım. Sayıştay Kanunu’nda bu raporların hazırlanmasını engelleyen hükümler yok, tam tersi, raporlamayı teşvik eden, gerektiğinde Sayıştayın Meclise rapor sunacağına dair hükümler var. 

 

Ben şunu merak ediyorum: 5018 sayılı Kanun’un yürürlükte olan hükümleri ve Sayıştay Kanunu’nda engel bir durum olmamasına rağmen Sayıştay bu raporları neden düzenlememekte ve uygunluk bildirimlerini eksik hazırlamaktadır? Bu durum teknik bir eksiklikten mi kaynaklanıyor ya da idarelerden mi kaynaklanıyor, öğrenmek istiyorum. 

 

Açıkçası, Sayıştay Kanunu, 5018’e uyumlu hâle getirilen tasarı gündemde geçen dönem de bekliyordu bu dönem de bekliyor. İvedi çıkması gereken bir tasarı. Görünen o ki Adalet ve Kalkınma Partisi, bu yasanın çıkmasına gereken önemi vermemekte, bugüne kadar çıkarmamıştır. Benim Sayıştaydan ricam, yani Hükümete, İktidar Partisine güvenip bu tasarıyı beklemeden, 5018’in amir hükümlerini dikkate alarak gerekli raporları hazırlayıp Meclise sunmalarıdır. 

 

Değerli arkadaşlarım, son yıllarda ülkemizin sosyoekonomik sorunlarını birinci sırada işsizlik, asayişsizlik, gelir dağılımı adaletsizliği ve yoksulluğun yer aldığına şüphe yoktur. Kamu kaynaklarının belirli kişi ve grupların çıkarları doğrultusunda peşkeş çekilmesi de bu süreçte yaşanan en ciddi sorundur. Toplumun her alanında yaşanan yozlaşma eğilimi yolsuzlukların boyutunu artırmıştır. Yolsuzluk sorunu, hukuk devletinin ve adaletin yara almasına sebep olmakta, toplumdaki güven ve huzuru yok etmektedir. Yolsuzlukların toplum hayatını, demokratik rejimi ve ahlaki değerleri tahrip etmesi nedeniyle Milliyetçi Hareket Partisi yolsuzlukla mücadeleyi millî siyaset konusu olarak görmektedir. Kişisel çıkarları millî menfaatlerin önüne koymak, kapalı kapılar ardında pazarlıklar yapmak, iş takibi yapmak, rüşvet ve kayırmacılık, haksız zenginleşme ve köşeyi dönme iş bilirlik olarak görünürken, alın teriyle dürüst bir şekilde geçimini temin etmeye çalışmak beceriksiz olarak görülebilmektedir. Son yıllarda siyasetçi-iş adamı-bürokrat üçgeninde yapılan yolsuzluklar, toplumsal değer yargılarının erozyona uğramasında etkili olmuştur. 

 

Değerli arkadaşlarım, Adalet ve Kalkınma Partisinin uygulamalarına bakarsak,  hani yolsuzluk her dönemde mutlaka olan bir olgu ancak geçmişte yolsuzluk yapanlar iz bırakmamaya çalışırlardı, Adalet ve Kalkınma Partisi ise bu izi tespit edecek, yakalayacak denetim ve yargı sürecine balta vurmuştur ve şu anda maalesef yolsuzluk iddiaları üzerine denetim elemanları ve savcılarımız gidememektedir. Adalet ve Kalkınma Partisinin kendi milletvekilleri içerisinde bu yolsuzluk iddialarında bulunanların bugün Mecliste olmadığını da görüyoruz. Bir Hatay Milletvekili Hatay’daki yolsuzluklarla ilgili iddialarda bulundu, bir Nevşehir Milletvekili yine kendi ilindeki yolsuzlukları gündeme getirdi, yine Afyon Milletvekili Mahmut Bey Sağlık Bakanlığındaki yolsuzlukları gündeme getirdi. Bakıyoruz ki Adalet ve Kalkınma Partisi içerisinde duyarlı olan arkadaşların da bir sonraki seçimde ihraç edildiğini, aday gösterilmediğini ne yazık ki görüyoruz. 

 

Şimdi, ramazan ayında milletimiz ibadetini yerine getirirken o manevi iklimde birçok yolsuzluk iddialarının gündeme getirilmesiyle karşılaştı. Bu dönemde hırsızlık, yolsuzluk iddiaları, eroin kaçakçılığı, hayalî ihracatçılık, yamyamlar gibi bir sürü iddia gündeme geldi. Bunlarla ilgili yapılan edilen bir şey var mı? Yok. Yine Almanya’da yürütülen bir soruşturma kapsamında oradaki, Almanya’daki Deniz Feneri, Kanal 7 Avrupa ve Beyaz Holdingle ilgili iddiaları hepimiz biliyoruz ama İktidar Partisi, her ne hikmetse, bu konularda gerektiği şekilde üzerine gitmemiş ve hakkında yolsuzluk iddialarında bulunulanları koruma gibi bir yolu tercih etmiştir. Hatta Sayın Başbakan “Bizim ülkemiz dışında olan konularla ilgili bize soru sormayın.” gibi bir duyarsızlıkla bu sorulara cevap verme durumunda kalmıştır.  

 

Benim özellikle RTÜK Başkanıyla ilgili söyleyeceğim şudur: Hakkında bu kadar iddia varken o koltukta oturmaması lazım. Kendisi aklanıp ondan sonra bu göreve devam edebilir diyorum. Bu iddialarla orada durması -ki RTÜK’ün görevi, biliyorsunuz, medyanın etik kurallarını da belirleyen bir kurumumuz, anayasal bir kurumumuz- orada bu iddialarla oturulmasını ben doğru bulmuyorum ki hakkındaki iddialar da belgelere dayanan birçok konu. Gerek medyamızda gerek basınımızda gerek siyasi parti temsilcilerimizin açıkladığı belgeler ortada iken, tüm bunlar ortada iken yani o görevi yapmasını açıkçası etik bulmuyorum. 

 

Değerli arkadaşlarım, Türkiye Büyük Millet Meclisiyle ilgili birkaç konuyu gündeme getireceğim. 

 

Sayın Başkanım, özellikle bu uzmanların ücretle ilgili bir sıkıntısı var, özel hizmet tazminatından kaynaklanan tazminatı alamama durumları var. Ben, Sayın Başkanımızın, Sayın Başkan Vekilimizin bu konularda hassas olduğunu biliyorum, mutlaka onların bu mağduriyetini giderecek tedbirleri alacaktır. 

 

Yine 4/C personelimiz var. Yani eşit işe eşit ücret diyoruz. Bu Meclisteki 4/C, bu özelleştirme mağdurları değil de. Şimdi, aynı görevi yapan diğer kadrodaki arkadaşlar daha yüksek ücret alırken, 4/C’de çalışan personelimiz, Meclis personelimiz mağdur durumda. Bu konunun da dikkate alınacağını umuyorum. 

 

Bir de makam şoförü arkadaşların bir talebi var. Makam şoförü arkadaşlar, biliyorsunuz, makam nereye giderse geceli gündüzlü şehirler arası yolculuklarda sürekli yanında fakat diğer şoförlerle arasında fazla çalışma yönünden bir farlılık yok. Bunların o durumunun dikkate alınacağını umuyorum, hepinize saygılar sunuyorum. 

 

 

 

Şimdi, Sayın İktidar Milletvekilimiz 57’nci Hükûmet dönemini kastederek, bu hortumlanan bankalardan bahsetti. Bir defa o dönemde yolsuzlukların üzerine amansız ve tavizsiz bir şekilde gidilmiştir. Eğer hafızalarımızı tazelersek, 42 tane büyük planlı operasyon gerçekleştirilmiştir. Katrilyonlarca lirayı bulan boyutta yolsuzluklar ortaya çıkarılmış, bakan-bürokrat-iş adamı üçgeninde yer alanların kamuoyunca tanınması sağlanmış. Yine diğer partilerin yaptığı gibi önüne gelene, çeşitli holding sahiplerine banka kurma izni verilmemiştir 57’nci Hükûmet döneminde, MHP’nin ortağı olduğu dönemde. Partimiz bankacılık sistemini yeniden yapılandırmış, Denetleme Düzenleme Kurumunu kurmuş ve açtığı soruşturmalarla da nasıl bir soygun düzeni kurulduğunu ortaya çıkarmıştır. Hortumları kesmiştir açıkçası. O dönemde bir koalisyon hükûmetinin iş adamlarını nasıl kamuoyunun önüne getirdiğine sizler de herhâlde şahitsiniz. 

 

Bir konu da bu mevduata güvence meselesi. Sayın Vekilim önceki gün Hükûmetin de böyle bir yetki aldığından habersiz herhâlde. Ki, 57’nci Hükûmet döneminde verilen bir garanti de değildi bu, 1994 yılında Tansu Çiller Hükûmeti tarafından sağlanan bir güvenceydi yüzde 100 güvence ama aynı yetkiyi AKP’de aldı. 

 

Ben AKP ile MHP arasındaki bir farkı iki cümleyle söylemek istiyorum. Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin bir talimatı var, belki hepiniz hatırlarsınız. Görev almak isteyen, parti de olsun, bürokrasi de olsun görev almak isteyenlere: “Ya siyaset ya ticaret.” diyebilmiştir ama AKP’li sayın bakanlarımız “Çocuklarımız aç mı kalacak?” diyebiliyor.
Mustafa KalaycıKonya Milletvekili

 

 

Share
Bu Yazı  Şu Ana Kadar   22   Kere Okundu

Konya Haber Kategorisindeki Son Gonderiler

Yorum Kapalı

Giriş